< Siirler - Fergab Ferci - Blogcu





Teneke Yüreğimden Gül Nebime

Rahman Ve Rahim Olan Allah'ın adıyla
Salât ve selam olsun sana Ey Gül yüzlü Gül Peygamberim
Gül Yüzlüm...
Seni tanıyalı yıllar oldu belki, ama sana yazabilme cesaretini şimdi bulabildim.
Nasıl başlasam bilemiyorum. Sahip olduğum bu teneke yüreğimden sana layık olmayan sözlerin dökülmesi endişesi içerisindeyim.
Ellerim taş kesilmiş.
Bedenim tutsak Efendim. Kalbim bir güvercin gibi titriyor kafesinde.
Kalbimin çekirdeğinde inceden bir sızı; bu sızı Senden Efendim, Sensizlikle imtihan olma korkusundan.
(Rabbim Sensizlikle imtihan etmesin beni, "bizi")
Kırık dökük, kirli paslı bir gönül taşıyorum
ve o kırık dökük, kirli paslı gönlümle sesleniyorum Sana.
Kırık dökük, kirli paslı bir gönül taşıyorsam bile, Gönlümün en temiz yerini sana ayırdım Efendim.
İsterdimki gönlümün bütün odaları tertemiz olsun Senin Sevginle, Senin nurunla dolu olsun. Ama başaramadım Efendim Rabbim'in bana emanet ettiği tertemiz yüreğimi fani şeylerle doldurdum. Dünya ve dünyalık şeylerle istila ettim yüreğimi. Zaten onun için kararmış tenekeleşmiş yüreğim.
Can Efendim Sana karşı çok mahcubum.
Doğru düzgün tanıyamadım Seni. Tanıyamayıncada tanıtamadım. Şu kararmış yüreğimi aydınlatamadım Senin Nurunla, kararmış gönüllere sunamadım Senin Sevgini.
Herşeyin başı Seni sevmektir, aşkınla yanıp tutuşmaktır. Tam anlamıyla Sevemedim(dik) seni yanıp tutuşturamadım(dık) gönlümü(gönüllerimizi). Oysa tam anlamıyla sevseydi(m)k Yanıp tutuşturabilseydi(m)k Kutsal Emanetin Ehl-i Beyt'ine yapışabilseydim(k) Gönlüm (Gönüllerimiz) bugün bu hallerde olmazdı.
Ey Nebim....
Gönlümün Gülü...Sensin bizim tek kurtuluşumuz, Sensin bizim felaha erişimiz...
Seni anıyor yer gök,canlı cansız ne varsa Seni çağırıyor...
Ne olur artık Gel Ey Can....
Gelde gör ümmetinin halini. Uyuyan nefs(imi)lerimizi, Şeytana köle olmuş benliği(mi)zi, şu naçarlaşmış pasifleşmiş ruh(umu)larımızı gör.
Ya Rasulallah ancak sen kurtarabilirsin b(eni)izi bu anlamsızlaşmış kötülüklerle dolu dünyadan.
Gelde kurtar bu yozlaşmış düşüncelerden. Anlamsız hayallerden fani aşklardan gelde arındır gönlümü (gönüllerimizi).
Gelki bu kirlenmiş gönlüm (gönüller) Nurunla yıkansın.
Gelki çekip gitsin Zulmet.
Gelki...Şehadet olsun sensizliğin bedeli.
Gelki... Bir kor saç içime,
Gelki....ocaklar gibi yanayım.
Gelki...Bu can yoluna kurban olsun ve anam-babam sana ve soyuna feda olsun yâ Rasulallah...

 

alıntıdır..

Hafız-ı Şirazîden..

Her kim güzel kokunu sabah yelinden aldı
Sevgili dosttan aşina bir haber aldı

Sende hakkı olan bu gönlüm inan hak etmiyor
Neden bunca acı sözleri dert ortağından aldı

Ey güzellik padişahı dilenciye bir baksana
Gör kulağı ne kadar böyle hikâye aldı

Damağımı aşkın şarabıyla tatlandırırım
Çün mabetteki sofiden riya kokusu aldı

İlahi sırrı bu arif kimseye demezken
Bilmem bu sırları başkası nerden aldı

Aşk şarabını hırka altından biz hep içtik
Meyhane piri bu haberi yüzlerce kez aldı

İlahi! Hani nerde bu sırlara mahrem olacak
Anlatayım görsün gönül ne dedi, neler aldı

Saki gel bak aşk bizi nasıl da çağırmakta
O öyküyü anlatan da bu sözleri hep bizden aldı

Âlimin sözü doğrudur, hep hayır doludur
Ne mutlu o kimseye ki bu sözleri gönülden aldı

Hafız! Senin vazifen yalnızca dua etmektir
Aldırma duysa da duymasa da o yine aldı.

 

Hafız-ı Şirazî (İranlı Hafız)

İnşallah dersen; inşa eder Yaradan

Can çekişiyorum zamanın kıskacında, sancılarım bana unutturuyor kendimi
Kayboluyorum ağrılarım içinde, etime bıçak gibi saplanıyor sızılarım.
Ne gelecek hayallerim aklımda ne bitmez telaşlarım…
Bazen sadece bir baş ağrısı yenik düştüğüm, bazen bir kaç derece fazlalık; ateş…
Bu kadar yeter çok önemli planlarımı (!) alt üst etmeye
Sonrasını geç !

Kıvranırken, ellerimi sıkıca bağlamışım kendime.
Elim uzanmıyor sevdiklerimin ellerine, onların ellerinde tutunamıyor.
Kendime anlatıyorum dertlerimi.Yalnız kendim anlıyorum kendimi.

Ruhumda el çekmiş bel bağladıklarından.
Şimdiden devriliyor gibi “sarsılmaz” fikirleri
Boşuna yük etmişim aklıma bu zifirleri
Yeni yeni anlıyorum neden bu denli inlediğimi:

Baş ucunda beklerken hastalığın, farkettim de bir kaç şeyi:
Sahi! Nerdeler hayallerim ? Nereye kaçtılar sicim gibi ?
Hele o ! O rutin işlerim. Hani olmazsa olmazlarımdandı.
İtiraf etsin hadi, gitti, gitti işte hepsi !
Umutlarım bile mi ? Ah evet ! Onlar yiteli çok olmuştu zaten.

Ve nihayet yalnızım işte !
Şimdi ne altında ezildiğim o bitmez telaşlarım
Ne kendisi gelmeden yorulduğum “gelecek hayallerim” yanımda.
Sadece ben varım hayatta.
Pek de yalnızlık değil aslında, “yalınlaşmak” denir buna.
Ve kendime geliyorum yakınlaştıkça aslıma.

Benimle olduğunu zannettiklerim…
Benden izin almadılar ki hayatıma girerken, izin alarak çıksınlar…
İzin alarak sahiplenmedim ki izin vererek bırakayım.
Kıtlıktan çıkmış ırgat gibi saldırırken tarlaya
Düşünmeliydim, bunların bir sahibi olacaktı aslında.
Gelip el koyacaktı tarlasına. Ki ben kim olduğumu hatırlayayım.
Ve böylece tarladan çıkıp kalakalınca ortada
Aslıma dönüp kendime geldim haddimi bildim.
Her olayın merkezi sandığım, başrol oynadığıma kandığımdan beri
İşsiz güçsüz bir ırgattan pek de farklı değilmişim meğer.
Gözümde büyütüp kendimi işe yarar bildiğim ben
O ahmak adamın yaptığını yapmışım yıllarca.
Hani gemiye binmiş yüküyle de yol boyunca sırtından indirmemiş..
Benim yaptıklarım da o kadar ahmakçaymış aslında.
Dert edindiklerim,yük bildiklerim bırakıversem kendi hallerine gideceklermiş.
Sahiplenmeseymiş onları, sadece “emanet bırakıldıklarını” hatırlasaymışım.
Bu kadar yükün altında ezilmeyecekmişim.

Aciz olan benim,
Bir kollayanım olacaktı elbet kendimi dev sanmasaydım.
Emanet ağır yük! Değil ki sahiplik…
Bu yüzden ezildim işte, bir düzine cahillik
Kaldıracağım kadar verildi bana.
Daha fazlasına karışarak kendime eziyet eden benim.

Bunca şeyi anlayınca, “inşaallah”,
Çoktan dilimin en zarif duası oldu bile.
Yeniden kabul edilmenin beklentisiyle “inşallah” derken içten içe
Ne sunulan tarlalara baktım ne de başka bir şeye.

Zaten iyisinden bir tevekkül borçluyum rabbime

“İnşaallah” dedikten sonra başlayan işe
Ruhum uyanıverdi, hani o yıllardır durmadan kıvranan
Sen de yeter ki onu an,çünkü
İnşallah derse yakaran inşa eder Yaradan.

 

http://fatoshanim.blogcu.com/4736000

AŞKIN MÂCERÂSI

AŞKIN MÂCERÂSI

Hicrî altmışıncı yıl, unutulmuştu İslâm
Her taraf zulüm dolu, her tarafta katliâm
Göz yaşları sel gibi, her yer mazlumun âhı
İnsânî erdemlerin öldürülmüştü ruhu

Çıkarlar olmuştu din, cihâd mal-mülk tezgâhı
Hortlamıştı çöllerin, yağmacılık ilâhı
Susturulmuştu diller, altın veya kılıçla
Kürsülerde sefiller, oynaşırken inançla

Unutmuştu insanlar, hayâtın gayesini
Hak'tan başka her şeye, "Lâ" demek pâyesini
İlâhî niyâbetin, özgürlük mîrâcını
Değişerek giymişti, küfrün zillet tâcını

Kararmıştı ufuklar; ümitler tükenmişti
Ali bir çok cephede, vuruşarak gitmişti
Sürgünde "Ebûzerler", mu'minler yitirilmiş
Medineli sevgili, zehirle kâtledilmiş

Ölüm kol geziyordu, aman yoktu kimseye
Kalmamıştı cesâret, hak sözü söylemeye
Mazlumun feryâdına, sağır olmuş kulaklar
Zihinler dondurulmuş, zây edilmişti haklar

Bekliyordu hakikat, yürekli evladını
Anası insanlığın, en mükemmel kadını
Celladın pençesinde, güvercin raks eylemez
Zillet uzaktı ondan, zillete boyun eğmez

Bir er çıktı sahneye, Murtezâ'nın evinden
Yiğitlik suyu içmiş, Fâtıma kevserinden
Peygamber hâtırası, özgürlerin mevlâsı
"En güzel hüner ölüm", olmuştu Elif-Bâ'sı

Marûfu buyurarak, münkerden neyh etmenin
Mektebinde yetişmiş, en büyük öğretmenin
Rabbânî marifetin, yegâne temsilcisi
Ellerinde ceddinin, "gökten gelen inci"si

Hedefi hidâyetti, kan dökmek asla değil
Halkı ıslâh etmekti, saltanat, dünya değil
Topraktan vâr edilmiş, bedenler geçicidir
Yâr ile vâdeleşmek, âşıkların işidir

Bir avuç kahramanla, yöneldi Kerbelâ'ya
Muazzam bir imanla, "heyhât" çekti dünyaya
Yırtarak yeni şirkin, gösteriş maskesini
Yeniden yazdı aşkın, diriliş bestesini

Rahmet diyârında can, görünce Leylâ'sını
Geçerek kendisinden, gördü nur deryâsını
Fısıldaştı yavaşça, kılıçların ruhuyla
Kucaklaştılar aşkla, ilk kıvılcım nuruyla

Allah'a tevekkülün, yek numûne önderi
Cilvegâh-ı cânânda, ağlattı âlemleri
Aşkın mâtemi vardır, vuslatın böylesine
Ayak basınca karga "Ankâ"nın sînesine

Âşıklar vâdîsinde, ağladı aşk hançeri
Tavâf edip öperken, Yâr'in öptüğü yeri
Mecnun idi âlemler, Hüseynî velâyete
Âciz kaldı kalemler, o aşkı rivâyete

Ebedilik yolunda, en muhteşem kâfile
Aşkın şehidi oldu; yürüdü bin nâz ile
Ellerinde mâşukun, ölümsüzlük bâdesi
Olamaz böyle aşkın, sözlerle ifâdesi

Âlem-i imkanda Yâr, etti sırrı âşikâr
Bu kan Hakk'ın kanıdır, kıymeti pâhası var
Âl-i Tâ-Hâ güzeli, yaktı can çerâğını
Yüz gösterdi sevgili, açarak duvağını


Hüseyin Yalçın

« Önceki ::