< Makaleler - Fergab Ferci - Blogcu





YEŞİL MUZ..

YEŞİL MUZ / Donald BATCHELDER

 

Her yerde olabilirdi bu karşılaşma ama, benim yeşil muzla maceram Brezilya’nın iç bölgesinde dik bir dağ yolunda başladı. O muazzam kırsal bölgede ilerlerken cipim zorlanıyordu, ki en yakın tamirciye 15 km uzakta radyatör sızmaya başladı. Aşırı ısınan motor beni, küçük bir dükkan ve dağınık evlerden oluşan sonraki köyde durmaya zorladı. Halk bakmak için toplandı. Radyatörün peteğindeki deliklerden güzelce su akıyordu. “Tamiri kolay..” dedi bir adam. Koşarak muz getirmesi için bir çocuğu gönderdi. Omzuma hafifçe dokunarak her şeyin hallolacağını garantiledi. “Yeşil muzlar!..” diyerek gülümsedi. Herkes de onayladı.

Ben yeşil muzun ne gibi bir faydası olur diye düşünüyorken, birbirimize memnuniyetlerimizi gösterdik. Soru sormam cehaletimi açığa çıkaracaktı, bu yüzden bölgenin güzelliğinden söz açtım. Rio’daki Sugar Loaf gibi büyük kaya oluşumları etrafımızda yükselmişti. O iyiliksever bana “Şuradaki uzun olanını görüyor musun?” diye sordu, koyu renkli kayanın sivri tepesini işaret ederek.. “O kaya dünyanın merkezini gösteriyor..”

Bana takılıyor mu diye baktım ama yüzü gayet ciddiydi. O da, sözünü kavradığımdan emin olmak için dikkatle beni süzdü. Vaziyet, tarafımdan biraz tasdik işareti göstermemi gerektirdi. Tamamiyle kabul etmesem de ilgilendiğim mesajını vermek için “Dünyanın Merkezi..?” diye tekrarladım. Başını salladı; “Evet..; Gerçek merkezi.. Civardaki herkes bunu bilir..”

O esnada çocuk yeşil muzlarla döndü. Adam, birini alıp ikiye böldü ve kestiği kısmı radyatör peteğine bastırdı. Muz sıcak metalin karşısında eriyerek bir tutkal halini aldı ve çatlakları hemen kapattı. Herkes şaşkınlığıma güldü. Radyatörümü tekrar doldurdular. Yol boyu götürmem için de fazladan muz verdiler. Bir yeşil muz uygulamasından daha sonra, yaklaşık bir saat içinde radyatörüm ve ben hedefimize varmıştık. Oranın tamircisi güldü; “Kim sana yeşil muzları öğretti?” Köyü söyledim. “Dünyanın merkezini işaretleyen kayayı da gösterdiler mi?” diye sordu. Onu da yaptıklarını söyledim. “Büyükbabam oradan gelmiş” dedi. “Gerçek merkez.. Civardaki herkes onu bilir..”

Zamanı henüz gelmemiş bir meyve şeklinde görmekten başka yeşil muza en ufak bir ilgi bile göstermemiştim. Ta ki, o dağlık arazide karşılaşana kadar. Ama, dikkatle baktığımızda, yeşil muzun hep orada olduğunu, köydeki insanların bunu yıllardır bildiğini anlıyoruz. Bizim tanışmamız ise yeni oldu. Bu karşılaşma bana, o insanların akıllılıklarını ve muzun özel bir  potansiyelini gösterdi. Bazen, eğitimcilerin “öğrenme anları” şeklinde isimlendirdikleri anları düşünürdüm, ve o köyde bu anlardan ikisini aynı anda yaşadığımı anladım.

Dünyanın merkezinin İngiltere’de olduğunu sandığımdan başta sözlerinden şüphe duymuştum. Fakat, inanışlarının doğru, aynı zamanda evrensel bir fikir olduğunu kavradım ve onlara hak verdim. Biz; merkezi, bilindiğimiz ve diğerlerini bildiğimiz, her şeyin bize daha fazla anlam taşıdığı (manidar olduğu) özel yer olarak tanımlamak isteriz. Biz, kendimizin, hem kimlik, hem de mana sahibi olduğumuz yer; aile, okul, kasaba ve semt.. (Nasreddin Hoca’ya “Dünyanın Merkezi” sorulduğunda neden bastığı yeri gösterdiğini şimdi anlıyoruz.)

Her yer içindeki insanlar için özel bir manaya sahiptir. Her yer dünyanın merkezini temsil eder. Böyle merkezlerin sayısı hesaplanamaz; hiçbir öğrenci veya seyyah hepsini tecrübe edemez. Bununla birlikte, ikinci bir merkeze bilinçli bir geçiş yapılırsa hayat boyu sürecek farklı bir bakış açısı ve birikim başlayabilir.

Dünya kültürleri, özel değer ve anlama sahip umulmadık yeşil muzlarla dolu. Yıllardır oradalar, yavaşça olgunlaşıyorlar.. Belki de sabırla insanların gelip kendileriyle karşılaşmalarını bekliyorlar. Aslında, kendi dünya merkezlerini bırakıp diğer yerleri tecrübe etmeye çıkan her birimizi bir yeşil muz bekliyor...

 

Türkçeye çeviri ve uyarlama; FergabFerci..

Dikkat ediniz, bire-bir çeviri değildir benimki.. Düzenlemelerimi hoşgörünüz..

Hz Zehra (s.a)

Hz. Fatıma’nın (a.s.) mutahhar varlığı karanlık gecede parlayınca, paklık, iyilik ve sevgi yepyeni bir renk kazandı ve kadın, yüce Allah’ın cemal ve haşmetinin simgesi olarak tarihe geçti.

 

O gün Yüce Allah bir meleğin aracılığı ile Hz. Muhammed’den (s.a.a.) kızının adını Fatıma olarak seçmesini buyurdu. Evet, peygamber efendimizin hoş kokulu çiçeği, Hz. Fatıma’nın (a.s.) kutlu doğumunun bütün insanlık alemine kutlu ve hayırlı olmasını dileyerek Hz. Fatıma’nın (a.s.) yaşamından bazı kesitleri aktarmak istiyoruz.

 

Peygamber efendimiz Hz. Fatıma’yı çok öperdi. Eşi Aişe bu harekete çok şaşırarak bir gün Resulullah’tan sebebini sordu. Resulullah efendimiz şöyle karşılık verdi:

 

Mirac gecesinde cennete girdiğimde Cebrail bana cennetten bir meyve getirdi, ben de meyveyi yedim. Fatıma’nın yaradılışı o meyvedendir ve ben Fatıma’dan cennet kokusunu hissediyorum. Ne zaman cennetin kokusunu özleyecek olursam Fatıma’yı kokluyorum. Yüce Allah Fatıma’nın (a.s.) doğumu ile beşeriyete büyük bir nimet sundu ve onun bereketli varlığı ile insanlık yaşamını aydınlattı.

 

slam dininin insanların gelişmesi ve yücelmesi ile ilgili sunduğu programlar Hz. Fatıma’nın kısa, ancak bereketli yaşamında göze çarpıyor. Bir başka tabirle Hz. Fatıma, peygamber efendimizin elinde islam dininin yüce bir insandan beklediği şekilde yetişti.

 

Hz. Fatıma’nın (a.s.) şahsiyeti çok boyutludur. Bu yüzden kendisi birçok adla anılmaktadır. Hz. Fatıma’ya Sıddıka denirdi, çünkü sadakat, yaşamının ayrılmaz parçasıydı.

 

Resulullah efendimizin eşi Ayşe’den naklen şu rivayet zikredilir: "Peygamberden sonra Fatıma’dan daha doğruyu söyleyen görmedim."

 

Hz. Fatıma, peygamber efendimizin soyunun hayır ve bereket kaynağıdır. Bu yüzden "mübareke" diye anılır. Resulullah efendimizin soyu kızı Fatıma aracılığı ile çoğaldı ve bu süreç hala devam ediyor.

 

Tahire, Hz. Fatıma’nın (a.s.) bir başka lakabıdır. Bu lakap, islam dini ve dünya kadınlarının serverinin her türlü günah ve kötülükten uzak olduğu anlamındadır. Nitekim yüce Allah Ahzab suresinin 33. ayetinde Ehl-i Beyt hakkında şöyle buyurur:

 

"Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister."

 

Peygamber efendimizin kızına parlayan Nur anlamına gelen Zehra lakabı da verilmiştir, çünkü ne zaman ibadet mihrabında duracak olursa bir Nur kaynağı misali gökyüzünü aydınlatır ve yıldızların parlayışını çağırıştırırdı.

 

Ve son olarak ona "Fatıma" denirdi, çünkü Yüce Allah onu ve sevenlerini cehennem ateşinden uzak tutuyor.

 

İslam dininin yüce kadınının yaşamının en parlak noktası bireysel, ailevi ve sosyal yaşamını bütünleştirmesi ve çalışkan, fedakar ve mücadeleci bir kadın olarak simge haline gelmesiydi. Hz. Fatıma o dönemin kadınlarının zillet ve karanlık dolu yaşamına son verdi. Hz. Fatıma bir yandan yüce Allah’a taparken öbür yandan resulullah efendimizin evinin parlayan nuru oldu.

 

Hz. Fatıma sosyal ve siyasi arenada boy gösteren Müslüman bir kadınken aynı zamanda babasının en yakın azizi olma özelliğini de taşımaktadır. O, peygamberin ilahî konumuna saygı duyuyor ve sürekli O'na Resulullah diye hitap ediyordu.

 

Hz. Fatıma eşinin en yakın dostuydu, öyle ki hz. Ali (a.s.) eşi hakkında şöyle buyurur:

 

"Fatıma’nın bakışı ile acılarımı unutuveriyorum."

 

Hz. Fatıma küçük bir evde büyüyen, ancak tarihin büyüklüğü kadar ebedi hamasetler yaratan çocukların annesidir. Hz. Fatıma tüm insanlar gibi bu dünyada yaşadı, ancak hiçbir zaman bu dünyadan korkmadı ve ona gönül bağlamadı. Hz. Fatıma dünya ve maneviyat arasında denge sağlamanın mümkün olduğunu ispatladı.

 

Hz. Fatıma herkes gibi bu dünyada yaşadı ve tüm güzelliklerinden yararlandı, ancak esas gönlü, yüce Allah için çarpıyordu.

 

Hz. Fatıma üstün ve ebedi bir örnektir. Çünkü kuranî talimatı yaşamının her alanında en iyi şekilde uyguladı. Peygamber efendimizin tabirine göre Hz. Fatıma haktan başka düşünmedi ve yapmadı.

 

Hz. Fatıma toplumun bilincini yükseltmek için çok çalıştı. Sonsuz bilim ve fazilet kaynağına bağlı olan Hz. Fatıma, en basit sorunlardan en karmaşık olanını kolaylıkla çözebiliyordu. R

 

esulullah efendimiz kızını “Ümmi Ebiha” yani babasının annesi olarak adlandırdı. Bu tabire göre Hz. Fatıma güçlü bir destekçi olarak her zaman babası Resulullah efendimizin yanında yer aldı. Hz. Fatıma eşi Hz. Ali ile ortak yaşamında da aynı rolü en iyi şekilde ifa etti. Toplum doğru yoldan saptığından Hz. Fatıma İslamî ilkeleri savundu, ev ev dolaştı ve halkı bir sapmaya karşı mücadele vermeye davet etti. Bu yüzden Hz. Fatıma, herkesin insanlık dersi alabileceği bir insandır.

 

Günümüzde İslam dinini kabul edenler kadının gerçek kimliğini Hz. Fatıma’nın (a.s.) şahsiyetinde arıyor ve büyük bir aşk ve inançla onu örnek alıyorlar. Hz. Fatıma’nın şahsiyeti İslam dininde kadın-erkek eşitliğinin yüzeysel bir konu olmadığını, esas meselesinin kadın ve erkeklerin eşit haklarının korunması olduğunu ispatlıyor. Gerçekte hz. Fatıma’nın yaşam tarzını izlemek günümüz kadınına saygınlık kazandırmak anlamındadır.

 

Müslüman olduktan sonra "Amine" adını seçen Arjantinli bayan Patrisa Çali, Hz. Fatıma hakkında şunları söylüyor:

 

"Hz. Fatıma’nın yaşamını incelediğimde insanlığın bir parçası olarak kadın olmanın değeri ve konumunu apayrı bir şekilde algıladım ve günümüz dünyasında kadın-erkek çekişmesinin ne denli anlamsız olduğunu farkettim. Hz. Fatıma’nın (a.s.) özellikleri, İslam dininin kadınlar için gereken dinamik ve canlı bir ortamı hazırladığını ispatlıyor."

 

Evet, İslam peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a.), kızı Hz. Fatıma hakkında şöyle buyuruyor: "Fatıma benim yanımda en aziz insandır. Eğer iyilik sıfatı bir insanın yüzüne yansıyacak olursa, o şahıs Fatıma’dır. Kuşkusuz Fatıma her açıdan en iyi insandır."

 

ZEHRANET