< Kissadan Hisse - Fergab Ferci - Blogcu





Günah İşlemenin Reçetesi

Bir kişi İmam Hüseyn (a.s)’ın huzuruna gelerek; “Ben günahkar bir kimseyim, kendimi günah işlemekten alamıyorum, bana nasihat et” dediğinde İmam (a.s) şöyle buyurdu:

 

“Beş şeyi yap, sonra dilediğin günahı işle:

a) Allah’ın rızkını yeme, istediğin günahı yap.

b) Allah’ın mülkünden ve hakimiyeti altından dışarı çık, istediğini yap.

c) Allah-u Teala’nın seni göremeyeceği bir yer bul, ne yapmak istersen yap.

d) Azrail canını almaya geldiği zaman teslim olma, o zaman gönlünün istediğini yap.

e) Kıyamet günü cennetin maliki seni cehenneme götürmek istediğinde cehenneme gitme, ondan sonra arzuladığın işi yap

 

Biharul-Envar

Ateş Lazım oldu da

Abbasi halifesi Harun Reşit zamanında yaşayan Behlül Dana bir şeyleri fırsat bilip zaman zaman Harun reşite tebliğde bulunurdu.

Bir gün Behlül Dana, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid Bu ne hal Behlül, nereden geliyorsun? Dedi.Behlül Dana

 - Cehennemden geliyorum ey hükümdar.

 - Ne işin vardı cehennemde?

 - Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.

- Peki, getirdin mi bari?

- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler

Göçebe Arap ve Resul-i Ekrem

Bedevi bir çöl Arab’ı, Medine’ye girdi ve direk olarak Allah’ın elçisinden (gümüş ve altın) almak için Mescide geldi. İçeriye girdiği zaman Resül-i Ekrem (s.a.a) ashabı ve dostlarının kalabalığı arasındaydı, hacetini açıkladı ve bir bağış istedi. Resül-i Ekrem (s.a.a) ona bir şey verdi. Fakat o, kani olmayarak onu az buldu bunun üzerine çirkin ve uygunsuz sözler söyleyerek Allah’ın elçisine küstahlık etti, ashab ve dostlar çok öfkelendiler; neredeyse onu linç edeceklerdi fakat Allah’ın elçisi buna engel oldu.

Resul-i Ekrem (s.a.a), sonra onu eve götürerek bir yardımda bulundu. Bu arada Arap, Resül-i Ekrem (s.a.a)’in durumunun, şimdiye kadar gördüğü lider ve devlet adamlarının durumuna benzemediği, onda mal ve mülkün toplanmamış olduğuna yakından şahid oldu.

Göçebe arap razı oldu ve teşekkür etti. O zaman Resül-i Ekrem (s.a.a) ona şöyle buyurdu: “Camide ashabın ve dostlarımın öfkelenmesine sebep olan çirkin ve uygunsuz sözler söyledin. Onlardan sana zarar gelmesinden korkuyorum. Fakat şimdi yanımda teşekkür edici cümle söyledin, acaba aynı cümleyi, sana olan öfkelerinin ve rahatsızlıklarının aradan kalkması için cemaatin huzurunda söylemen mümkün müdür?

Arap, “bir sakıncası yok” dedi.

Ertesi gün Arap, mescide geldiğinde oradaydılar. Resül-i Ekrem (s.a.a) cemaate döndü ve buyurdu: “Bu adam bizden razı olduğunu söylüyor. Öyle mi?

Arap: öyle dedi. Peygamberle yalnız olduğu zaman söylediği teşekkür cümlesini tekrar etti.

Allah elçisinin ashabı ve dostları gülümsediler.

O zaman Resül-i Ekrem (s.a.a), cemaate dönerek şöyle buyurdu:

“Ben ve bu gibi adamların misali, devesi ürküpte kaçmakta olan bir adamın misaline benzer. Olayı görenler deve sahibine yardım etmek tasavvuruyla bağırarak devenin arkasından koşarlar. Bunu gören deve, daha çok ürküp daha çok kaçar. Devenin sahibi halka bağırarak: “Kimsenin deveme bir şey yapmasını istemiyorum” der, “devemi hangi yolla terbiye edeceğimi kendim daha iyi bilirim.”

Halk takibi bırakınca, adam gider, bir avuç ot alarak geri döner, sonra yavaş yavaş devenin önüne gelir, böylece, bağırmadan, koşmadan otu göstererek yavaş yavaş devesinin yanına sokulur ve devesinin yularını ele geçirir.

“Eğer dün sizi serbest bıraksaydım, şüphesiz ki bu bedbaht Arap öldürülürdü -ve ne kötü halde öldürülmüş olurdu! Kafir ve putperestlik halinde -fakat size mani oldum ve bizzat yumuşaklıkla onu terbiye ettim”.

 

(Üstad Murtaza Mutahhari'nin "Doğruların Öyküsü" isimli kitabından alıntıdır..)

 

 

Resul-i Ekrem ve Mesciddeki iki Grup

Resul-i Ekrem (s. a. a) mescide (Medine Mescidi) [1] girdi. Gözü her biri halka şeklinde oturmuş iki gruba ilişti. Birinci grup ibadet ve zikirle, diğeri ise öğrenmek ve öğretmekle meşguldü. Her iki gurubu gözden geçirdi; onları görmekten sevindi, hoşnut oldu. Kendisiyle beraber olanlara dönerek şöyle buyurdular:...“Lakin ben öğretmek için gönderilmiş bulunuyorum.” Hemen sonra kendisi, öğrenmek ve öğretmekle meşgul olan topluluğa doğru yaklaşarak onların oluşturduğu halka arasına oturdu. [2]

 

[1] Medine mescidi, İslamın başlangıç devrinde, yalnız namaz farizalarının edası için değil, aynı zamanda müslümanların dini ve içtimai hareket ve faaliyetlerinin de merkezi olan bir camiydi. Her zaman halkın toplanması gerektiğinde halkı mescide hazır olmaya davet ederlerdi ve halk her önemli haberden, orada haberdar olurdu. Yeni bir karar alındığında orada halka ilan edilirdi. Müslümanlar, Mekke’de bulundukları zaman her türlü hürriyetten ve toplumsal faaliyetlerden mahrumdurlar. Ne dinlerinin gerektirdiği şeyleri rahatça yapabiliyorlar, ne de dini talimatlarını hürce öğrenebiliyorlardı.

Bu durum, İslamın, Arabistan’ın diğer hassas bir noktasına nüfuz etmesine kadar devam etti. Adı Yesrib olan bu yer, sonraları Medine'tün-Nebi yani Peygamber Şehri olarak bilindi. Peygamber-i Ekrem, o şehir halkının teklifiyle ve verdikleri sözle bu şehre hicret buyurdu. Diğer müslümanlar da bu şehre tedricen hicret ettiler. Müslümanların faaliyetlerinin serbestliği bu zamandan itibaren başladı. Resul-i Ekrem’in hicretten sonraki ilk işi bir yeri seçerek dostların ve ashabının yardımıyla bu mescidi orada kurmak oldu.

[2] Münyetü’l-Mürit, Bomba’i Basımı S. 10.

 

Aldığım hikaye Üstad Murtaza Mutahhari'nin "Doğruların Öyküsü" isimli kitabında geçmektedir..

« Önceki ::