İslami Davet;
Batının Barbie ve Ken'ine alternatif olacak oyuncak bebekler.. "Sara ve Dara"
İslami İran'da bir oyuncak şirketi Sara ve Dara adlı oyuncak bebekler üretti.
İranlı oyuncak satıcısı Masume Rahimi, yeni oyuncakları alarak "Sarışın Barbie, İslam kültürüne yabancı idi, çünkü" dedi (seçilerek ithal edilse de) "oyuncaklar açık elbiselerle giydirilmiş."
Barbie ile oynayan küçük kızların onun açıklığını görerek, İslami İran değerlerini reddetmesinin mümkün olabileceğini kaydetti ve "Sanırım, her Barbie bebek, bir Amerikan silahından daha zararlı ve (ahlak) yıkıcıdır." dedi.
Okul kitaplarında doğdu bu karakterler ve ikiz kardeşin hayatları ve hikayeleri oyuncaklarla beraber satılan kasetlerde ve vereceğim linkte anlatılıyor.
Eğitim Bakanlığına bağlı bir kuruluş tarafından geliştirilen bu bebekleri oyuncak satıcıları hoş karşıladı.
ilk etapta 100.000 oyuncak üretildi. Her oyuncak 25,000 İran riyaline satılacak. Barbie bebeklerin ise 332,000 riyale satılageldiği biliniyor.

link; http://darasara.kanoonparvaresh.com/ (Farsça ve İngilizce)
fergabferci
İslam ve Batı Uygarlığının Çehresi
Yazar; Mücteba Lari
Kevser Yayınevi
Bu kitapta belirtilen belgelerin de ortaya koyduğu üzere, İslam toplumsal emniyeti sağladığı gibi, sosyal ortamı medenileşmeye hazır bir hale de getirmektedir. İslam'ın çeşitli Müslüman milliyetler arasında barış ve anlaşma sağlayan özel prensip ve dikkatli bir yandan; diğer milliyetlere karşı taassuptan uzak görüşü de diğer yandan el ele vererek milletler arasında gayet yakın bir ilişkinin kurulmasına neden olmakta, bu da medeniyetin yerleşip yayılmasını takviye etmektedir...
Avrupa ve Amerika kıtalarında yıllarca gündemden düşmeyen ve bizzat batılılar tarafından birkaç dile çevrilerek incelenen bu eser, Türk Müslümanın da en önemli acısı olan "batıyı kıble edinen" hastalığını başarıyla irdelemekte; onuru ve bilimi Müslümanlardan öğrenen batı kavminin dünkü ve bugünkü konumunu ele alarak Müslümanların bugünkü halinin "batıyı taklit edip, İslam'dan kopuş"tan kaynaklandığını ilginç önreklerle hatırlatmakta.
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=70351
YEŞİL MUZ / Donald BATCHELDER
Her yerde olabilirdi bu karşılaşma ama, benim yeşil muzla maceram Brezilya’nın iç bölgesinde dik bir dağ yolunda başladı. O muazzam kırsal bölgede ilerlerken cipim zorlanıyordu, ki en yakın tamirciye 15 km uzakta radyatör sızmaya başladı. Aşırı ısınan motor beni, küçük bir dükkan ve dağınık evlerden oluşan sonraki köyde durmaya zorladı. Halk bakmak için toplandı. Radyatörün peteğindeki deliklerden güzelce su akıyordu. “Tamiri kolay..” dedi bir adam. Koşarak muz getirmesi için bir çocuğu gönderdi. Omzuma hafifçe dokunarak her şeyin hallolacağını garantiledi. “Yeşil muzlar!..” diyerek gülümsedi. Herkes de onayladı.
Ben yeşil muzun ne gibi bir faydası olur diye düşünüyorken, birbirimize memnuniyetlerimizi gösterdik. Soru sormam cehaletimi açığa çıkaracaktı, bu yüzden bölgenin güzelliğinden söz açtım. Rio’daki Sugar Loaf gibi büyük kaya oluşumları etrafımızda yükselmişti. O iyiliksever bana “Şuradaki uzun olanını görüyor musun?” diye sordu, koyu renkli kayanın sivri tepesini işaret ederek.. “O kaya dünyanın merkezini gösteriyor..”
Bana takılıyor mu diye baktım ama yüzü gayet ciddiydi. O da, sözünü kavradığımdan emin olmak için dikkatle beni süzdü. Vaziyet, tarafımdan biraz tasdik işareti göstermemi gerektirdi. Tamamiyle kabul etmesem de ilgilendiğim mesajını vermek için “Dünyanın Merkezi..?” diye tekrarladım. Başını salladı; “Evet..; Gerçek merkezi.. Civardaki herkes bunu bilir..”
O esnada çocuk yeşil muzlarla döndü. Adam, birini alıp ikiye böldü ve kestiği kısmı radyatör peteğine bastırdı. Muz sıcak metalin karşısında eriyerek bir tutkal halini aldı ve çatlakları hemen kapattı. Herkes şaşkınlığıma güldü. Radyatörümü tekrar doldurdular. Yol boyu götürmem için de fazladan muz verdiler. Bir yeşil muz uygulamasından daha sonra, yaklaşık bir saat içinde radyatörüm ve ben hedefimize varmıştık. Oranın tamircisi güldü; “Kim sana yeşil muzları öğretti?” Köyü söyledim. “Dünyanın merkezini işaretleyen kayayı da gösterdiler mi?” diye sordu. Onu da yaptıklarını söyledim. “Büyükbabam oradan gelmiş” dedi. “Gerçek merkez.. Civardaki herkes onu bilir..”
Zamanı henüz gelmemiş bir meyve şeklinde görmekten başka yeşil muza en ufak bir ilgi bile göstermemiştim. Ta ki, o dağlık arazide karşılaşana kadar. Ama, dikkatle baktığımızda, yeşil muzun hep orada olduğunu, köydeki insanların bunu yıllardır bildiğini anlıyoruz. Bizim tanışmamız ise yeni oldu. Bu karşılaşma bana, o insanların akıllılıklarını ve muzun özel bir potansiyelini gösterdi. Bazen, eğitimcilerin “öğrenme anları” şeklinde isimlendirdikleri anları düşünürdüm, ve o köyde bu anlardan ikisini aynı anda yaşadığımı anladım.
Dünyanın merkezinin İngiltere’de olduğunu sandığımdan başta sözlerinden şüphe duymuştum. Fakat, inanışlarının doğru, aynı zamanda evrensel bir fikir olduğunu kavradım ve onlara hak verdim. Biz; merkezi, bilindiğimiz ve diğerlerini bildiğimiz, her şeyin bize daha fazla anlam taşıdığı (manidar olduğu) özel yer olarak tanımlamak isteriz. Biz, kendimizin, hem kimlik, hem de mana sahibi olduğumuz yer; aile, okul, kasaba ve semt.. (Nasreddin Hoca’ya “Dünyanın Merkezi” sorulduğunda neden bastığı yeri gösterdiğini şimdi anlıyoruz.)
Her yer içindeki insanlar için özel bir manaya sahiptir. Her yer dünyanın merkezini temsil eder. Böyle merkezlerin sayısı hesaplanamaz; hiçbir öğrenci veya seyyah hepsini tecrübe edemez. Bununla birlikte, ikinci bir merkeze bilinçli bir geçiş yapılırsa hayat boyu sürecek farklı bir bakış açısı ve birikim başlayabilir.
Dünya kültürleri, özel değer ve anlama sahip umulmadık yeşil muzlarla dolu. Yıllardır oradalar, yavaşça olgunlaşıyorlar.. Belki de sabırla insanların gelip kendileriyle karşılaşmalarını bekliyorlar. Aslında, kendi dünya merkezlerini bırakıp diğer yerleri tecrübe etmeye çıkan her birimizi bir yeşil muz bekliyor...
Türkçeye çeviri ve uyarlama; FergabFerci..
Dikkat ediniz, bire-bir çeviri değildir benimki.. Düzenlemelerimi hoşgörünüz..